Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Hiç Oluş Destanı | Öykü

 Nedir zorları bilmem; yaralardan oluk oluk
Akan kanlarla yıkanmak mı,
Yoksa yeni bir Golgotha yaratmak mı?
Macbeth, I, ii, 45-48

i –           Kendimi bütün susuşlardan men edip aflar diliyorum. “af” ne soytarıca bir kelime. Dilime yakışıyor mu, gözlerimdeki arsız bakış, beni ele vermiyor mu? Misliyle kalkacağım ayağa, misliyle kuşanacağım silahlarımı. Sen, dilenmeye layık gördüğüm umarsız karaltı. Karşında yalnız titriyorum; yarınki kuvvemi hesap sayıp, bugün sade ödüyorum.

ii –         Romalı, Lucretia’ya tecavüz ettiğinde hiç yaşımdaydım. Hiç kere acı çektim o vakitlerde. Hiçbir şeyin, her şey olduğu bu çağda; evet, yaşadığım çağda, Lucretia çığlık atarken hiç acı duymadım. Doğru; Romalı bir despot beni ilgilendirmez, ölecek bakire, doğacak piç beni ilgilendirmez. Kuşanılan kılıçlar, yakılan ağıtlar, savaş yeminleri, zafer naraları; büyük nenemin büyük dedeme darılmaları, hatta babamın ilk sigara içişi, ilk sevişi… Bir hiç. Hiç oluşumda kaynayan bir hiç hem de. Bir küstahlık, bir kayıtsızlık değil; bir mahkûmiyet. Hiç oluşuma dokunamıyorum. Bana verilen nefes, acziyetime tanık olayım diye. Böyle yaşayamıyorum.

iii –          Elimi tutup ayağa kaldırdın, dizimi yıkayıp sardın. Topallayarak koşuyorum sana, koşarken elbet bir yerlere çarpacağım. İnsanlara çarpacağım, insan suretinde eşyalara. Çarpışınca sendeleyen ben, yerle bir olan onlar. İnsan akınına doğru koşarken, bana hiç yardımcı olmadılar. Kahkaha atıyorum, ayıp mı oldu? Sana doğru gülüyorum, elimi uzatıyorum. Kilometrelerce uzaktan tut, tut ve kutsa elimi; sana dair sözlerimden bir dünya inşa ettim, “neler diyor, delirdi mi?”

iv –          Beni affetmiş, affedecek gücü sana ben bahşettim. Af dileyerek, af dilenen biri yaptım seni. Af dileyişimde yüceldin, yücelişin dağların eteğinde ıssız bir baraka; af oluşum çığ. Süratle geliyorum, topallayarak koştuğuma bir adaksın, bıçağımı biliyorum.

v –         Böylesine kinlendim sanmayın, nasıl bir canavar demeyin ardımdan. En çok sizi sevdim hatta bilesiniz, hayatımda yok olacakları! Meşhur bir yolculuktur benimkisi, şöhretli bir tırmanıştır. Dizim topal, nefesim de bazen yetmiyor. Oraya gidiyorum efendim oraya, ilk kazmayı vurmaya!

vi –          Rasputin, yavaş yavaş indi merdivenleri, Yusupov’un evine neden erken çağırıldı bilemez. Rasputin izledi masayı, ne şerefli bir ziyafet! Ye iki metrelik büyücü, ye çağının hatibi, ye çarı elinde tutan kâhin. Siyanürlü kek, birkaç mermi indiremez seni. İç şarabını da gürle, çağlara yay bu suikasti. Sen korkunç adam, sen gizem yumağı; suda başlayan yolculuğun, suda bitti.

vii –       Hiç oluşuma sırtımı yaslayarak, dağdaki sise güvenerek bir öykü anlattım size. Bu bir destandır, insanın nerelere ulaşabileceğine dair bir tüyo, bir başkaldırıdır. Siyanür dokunursa bana, mermi işlerse derime saymam yaşadığım hayatı. Hiçken geçen zaman haracımdır, şimdi hakkım var her şey olmaya! Duy beni, sana koşuyorum, yalnız sana.

1 – ( Bir topalın nasıl koştuğuna kafa yorarsanız eğer, söz konucu cümlelerin sırrına varamamışsınız demektir. Cümleleri dökenin size yegâne tavsiyesi, dizinizi var güçle sakatlamak olabilir. Koşmaya gücü yetenlerin yolculuğu ancak bir seçimdir; sağa veya sola sapmak, oturup kalkmak gibi bir seçim, alelade ve değersiz. Oysa koşamayacak olanlar için bu tamamen farklıdır. Bu milyar yılın destanı, bu İskender’in kılıcı, bu bakire bir annenin evladıyla birlikte dünyaya yeniden gelişi olabilir. O vakitten sonra ona çarmıh işlemez, çünkü doğuramayan doğurmuştur bir kere, çözülemeyen çözülmüştür. Gordion düğümü, bir ayakkabı bağıdır günümüzde, zira ikisi de bir kılıç darbesiyle parçalanabilir. Mühim olan koşulabilen değil, koşulamayan bir yola çıkmaktır ya da koşamayan bir bacakla çıkmaktır bu yola, yazamayan bir kalemle yazmaktır, hiçbir zaman var olamayacak bir hiç gibi yaşamaya çalışmaktır. Bir hiç oluşun destanıdır bu o vakit. Destan olamayacak bir destandır. Dikkat edin, yok oluş değil, hiç oluştur bu. Yok olmak, var olan şeyler için bir evredir. Var olanın, yokundan bahsedebiliriz. Hiç olmaksa varın veya yokun tanımına uymaz. Belki bu çağda ancak böylesi yaşayabilir. Belki var olamaz evet, ama yaşayabilir.)

viii –        Bana neden öyle bakıyorsun? Sana geliyorum işte, hiç olmaya! Bu bir mağduriyet, bu Titanların Olympos’a isyanı değil, bu hiçin, her şeye feryadı. Bütün bu yolculuk, bu partizan  soyluluk. Var olma kudretine erişmek için değil, yok oluşun rahatlığına kavuşmak için de değil, evet ikisi de değil, bu ancak saf bir arzu. Kaynağı ve gayesi belli olmayan, kendi başına var olan bir arzu.
Hem de sana dair!

ix –        Kendime bütün gürültüleri toplayıp lanet ettim. Lanet, ne ruhlu bir kelime, ne ağır! Sakat dizimi koparıp attım, pençelerimi biledim bıçak diye, göğsüne saplayıp ayağa kalkacağım. Sahip olduğun o affı, yüreğinden akıtacağım! Karşımda yalnız titriyorsun, bu hiçin sana hediyesidir, ( ama pek yavan! ) bu Rasputin cinayeti değil, bu ancak bir sineğin ezilişidir!

x –        Oraya geldim, ilk kazmayı vuruyorum. Kabrini beğendin, seni içine sürüklüyorum.

2 – ( “Sen” denerek kime hitap edildiğini düşünüyorsanız, bu soru çok farklı şekillerde cevaplanabilir. Örneğin Rasputin olabilir bu, belki bu satırlar Yusupov’a aittir. Rasputin’in her şey oluşuna dair bir kindir belki, onun her şey’inde bir hiç olma davasıdır bütün bunlar. Her şey olamayışın verdiği haset olabilir, geriye sadece bir hiç olmak kalmıştır. Seçim şansı bile tanınmamıştır belki Yusupov’a. Ama eleştirecek olursak; Yusupov, Rasputin’i öldürerek hiçbir şey de olamamıştır. Kendine bir tanım kazanmıştır çünkü, Rasputin’in katilidir artık o. O, en azından bir şey olmuştur şimdi. Hiçbir şey olmaya çalışan biri için, bir kurtuluş değildir. Böylelikle sanırım bu şıkkı eliyoruz. Pekâlâ, kahramanımız da bir cinayet işliyor ama. Peki, bu cinayet bildiğimiz vahşilikte bir eylem mi? Yani belki, cinayet diye sandığımız şey, aslında ancak bir hiçin yapabileceği bir eylemdir. Yani eylem olmaktan çok, bir hiçe yarışır bir hiçtir. Çünkü fiil, fail gerektirir. Bütün bu düğümü çözecek son cevapsa, bu sorunun cevabını bizim veremeyeceğimizdir. Belki sen derken, gerçek manada bir “sen” kastediliyordur. Yani öznesinin “sen” olduğu bir yazıdır belki bu, belki bir destandan çok denemedir. Kanın olmadığı bir sohbettir yalnız. Bu cinayet diye adlandırdığımız şey de belki varın, yokun, her şeyin ve hiçin tanımına dair bir düzeltidir. Ama bunların cevabını ben veremiyorum ne yazık ki. Bir hiçin cevaplayabileceği sorular olmasa gerek bunlar, bunu ancak, hiçbir şeyin her şey olduğu bu dünyada “sen” cevaplayabilirsin.)

xi –         Rasputin, ayağa kalktı.

 

Etiketler
Paylaş
Latest comments
  • Anlamak için önce ilginç Rasputin’i tanımak gereken,çok başarılı ve özgün bir yazı olmuş. Tebrik ederim.

Yorum Yazın