Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Ah!


Sevgili Anneciğim
Binlerce kez açıldım, binlerce kez kapandım yokluğunda
Kocaman bir dağ lalesi gibi
Ve kapkara göbeğini dünyaya fırlatacakmış gibi duran.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Muc’un ucuz evinde
Sanki mürekkebi rutubet olan bir kalem
Duvarlara hep senin resmini çiziyor
Dili geçmiş zamanda birçok resim,
Hep gülümsüyorsun
Aklının ortasında mavi bir yıldız varmış gibi
Ve o yıldız karanlık bir şubat akşamında
Durmadan soluyormuş gibi.

Hatırlar mısın?
Mavi saçlı bir Tanrı gibi severdim Burdur gölünü
O göl şimdi içimde kocaman bir anne ölüsü
Vişne bahçeleriyle dolu,
Neşeli bir şehre benzerdi senin sesin.
Bazen ölmek istiyorum.
Beni yeniden doğurman için
İri, ekşi bir vişne tanesi gibi

Kışbaşında bir ton kömür yığarlardı kapıya
Bazen görülen rüyalar gibi kapkara
Bir ton rüya çıtırdarken
Sen kar yağmadan önce başkaydın,
Kar yağdıktan sonra bambaşka.
Sanki hep buluğ çağındaydın.
Kuşlar zaptederdi sonra her yeri, sabahları
Binlerce kez söylerlerdi, söyleyeceklerini.
Bizim hiç anlamayacağımız bir şeyi.

Senin şarkıların aç kuşlara buğday saçardı.
Kediler yusyuvarlak dururdu karın ortasında
Kar manzaralı bir resmin ortasında durur gibi
Gri kediler sarmıştı etrafımızı, gri dağlar…
Bir tek senin çocuklar üşüyecek rengi saçların vardı.

Ben bu eve Muc’un ucuz evi diyorum.
Yokluğunda böyle oldum.
Mucize öldükten sonra, buraya taşındım.
Ve inan
Muc bu evi bana ucuza verdi.

Yaşasaydın, hayatının ortasına
Güller yığan bir adam olsun isterdim babam.
Sen bir çocuk romanı annesi ol isterdim.
Ölü mısır tarlaları hışırdıyordu
Ve kalbimde çıngıraklı yılan sürüleri
diye başlayan bir çocuk romanında…
Şalına sarınırdın, toprağa sarınır gibi
Erken öleceğini biliyordum bana bırakmak için,
bu acımasız ölü anne sesini.

Şimdi mucizevi bir yerdeyim
Zaman bir salyangozun vücudunda yaşıyor burda
Ve çok ağır ilerliyor.
Yüzümdeki çillerden başka
İsyan eden biri yok hayatımda.

NOT: Ölen her kadın için bir şiir yazdım.
Onları Muc’a evin karşılığında verdim
Çok ucuza.
Artık bütün üzgün oluşlarımın adı:
Anne.

Didem Madak 8 Nisan 1970’te annesi Füsun’un kızı olarak dünyaya gelir.
Özellikle annesi Füsun diyoruz çünkü doyamayacağı annesi, onun hayatı ve
şiirlerindeki en önemli şeydir.

Füsun daha otuz sekiz yaşındayken beyin kanseri yüzünden yaşamını kaybeder. Ve o sırada Didem on iki, kız kardeşi ise yedi yaşındadır. Annesinin ölümü, küçük sayılabilecek yaşına rağmen Didem’in ruhunu öyle yaralar ki onun ölümünün her detayını görebilirsiniz şiirlerinde:

“On dört yaşındaydı ruhum bayım
Bir mermer masanın soğukluğunda yaşlandı.
Protez bacaklar taktılar ruhuma ince ve beyaz
Gıcırdaya gıcırdaya dolaştım şehri…”

Didem ve kardeşinin şiirle tanışması teyzeleri sayesinde olur. Teyzeleri, annesinin ölümünden sonra Didem ve kardeşine, Füsun’un gençliğinde tuttuğu defteri verir. Defterine dönemin ünlü şiirlerini yazmıştır Füsun. Hem annelerinin şiir defteri hem de teyzelerinin yirmi beş yıllık Varlık Dergisi koleksiyonu kaynaştırır şiirle bu iki kardeşi.

Didem Madak İzmir’de tamamladığı lise eğitiminin ardından Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girer. Ama okulun ilk senesinde evlenir ve okulu bırakır. Küçük yaşında yaptığı bu evlilik ise birkaç sene sonra biter.

Boşandıktan sonra, maddi durumunun elverişsizliği yüzünden bir bodrum katına yerleşir ve orada asıl şiirlerini yazmaya başlar.

Didem’in en sevdiğimiz şiirleri bodrum katında yaşadığı yıllara aittir. Bu yıllardan sonra üç yıl boyunca örtündüğü ve o sürede tasavvufla ilgilendiği söylenir. Kız kardeşi Işıl’a, örtünerek kadın kimliğinden sıyrılmanın onu rahatlattığını söyler. Bir de o dönemde çıkan af sayesinde yarıda bıraktığı hukuk fakültesini bitirir.

Didem’in yazdığı şiirlerle bir yerlere gelmek gibi bir derdi yoktur. Kız kardeşi Işıl, onun bu tavrından emin olduğu için Didem’in bodrum katında geçen yıllarında yazdığı şiirleri toplayarak şiir yarışmasına gönderir. Sonra da “Grapon Kağıtları” isimli bu dosya, ödülün sahibi olur. Ve ödülünü almaya gittiği gün örtüsünü çıkarır Didem.

Sonraki yılları ise İstanbul’da geçer usta şairimizin. 2005 yılında, eşi Timur’la evlenir ve üç yıl sonra da kızı Füsun’u dünyaya getirir. Kızının doğumundan sonra şiir yazamaz Didem Madak.

Didem Madak’ın, annesi Füsun’la başlayan hikayesi, kızı Füsun’la son bulur. Madak, yakalandığı kolon kanseri yüzünden tıpkı annesi gibi genç yaşında(41) yaşamını yitirir.

Madak’ın 2009 yılında Şükran Yücel’e gönderdiği e-postanın ekindeki metin aynen şöyledir:

          “Canım Kızım

          Sana mektup yazacağım. Çünkü artık başka bir şey yazamıyorum. Bu konuda pek de dertli değilim doğrusunu istersen. Sen bana belki bugüne kadar yazdığımdan başka türlü bir yazı yazmayı öğretirsin. Kendimi bir sonbahar ağacı gibi hissediyorum. Mutlu bir sonbahar ağacıyım ben. Yere düşen yapraklarımı eğilip topluyorum. Saçıma tutuyorum. Bakın yakışmış mı diye soruyorum. Sonra yaprakları havaya savuruyorum. Ben iki kişilik bir kabilenin me isimli kölesiyim. Çünkü sen acıktığında me diye ağlıyorsun ve bu ismimi seviyorum reis!

          Canım kızım, cehaletimden şair oldum… Annesizlikten. Sen sakın şair olma!”


Bugün İstanbul’da uyuyor.

Paylaş
Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın