Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Beynini Yalnız Kafatasıyla Çevreleyen Adam: Albert Camus

Albert Camus, yoksul bir baba ile okuma yazma bilmeyen bir annenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babasını henüz iki yaşına bile basmadan kaybetti, temizlik işçisi annesinin imkânlarıyla büyüdü. (Bu yılları daha sonra “Tersi ve Yüzü” isimli kitabında anlatacak.)

Liseyi burslu okudu, daha sonra da Cezayir Üniversitesi’nde felsefe öğrenimi görmeye hak kazandı. Üniversite yıllarında yalnızca felsefe ve edebiyat ile değil futbolla da ilgilendi, hatta okulun futbol takımında kalecilik yaptı. 1930’da yakalandığı verem, futbolu bırakmak zorunda kalmasına sebep
oldu. Bir yandan çalışıp diğer bir yandan okumaya devam etti. Ara verdiği eğitimini 1936 yılında tamamladı.

          “Hayata ve ahlâka dair ne biliyorsam futboldan öğrendim. Çünkü top hiçbir zaman beklediğim köşeden gelmedi.”

İlk evliliğini yaptığı Simone Hie ile kısa süre sonra ayrıldı. Çünkü Simone, hem morfin bağımlısı hem de sadakatsizdi.

Üç yıl sonra, evliliğini yaptığı yıl katıldığı Fransız Komünist Partisi’nden, Cezayir Komünist Partisi’ne geçti. Ancak Marx ve Engels’ten ziyade Malraux ve Andre Gide’nin düşüncelerine yakınlık duyduğu için partiden ihraç edildi.

Yazarlığının yanı sıra tiyatro ile de ilgilenen Albert, 1935 yılında “Théatre du Travail”i kurdu. Fakat tiyatro dört sene sonra kapatıldı. İlk tiyatro eseri “Caligula”ydı. Tiyatronun sahibi olduğu yıllarda sahnede rol aldı, oyunlar yazdı ve yönetti. Tiyatro ile ilgilendiği dönemde, cinnet geçiren bir Roma imparatorunun dramını konu etmesi sebebi ile “absürdizm” savunucusu olarak nitelendirildi. Fakat belirli kalıplara sokulmuş düşünce tarzlarından hoşlanmadığı için, bu düşünceyi de yok saydı.

          Théatre du Travail’den bir kare

1940 yılında piyanist ve matematikçi Francine Faure ile evlendi. Bu evlilikten Catherine ve Jean adını verdikleri ikiz çocukları dünyaya geldi.

O dönemde “Paris-Soir” isimli dergi için çalışmaya başladı. II. Dünya Savaşı sıralarında başta pasifist kimliği ile dikkat çekse de sonrasında yaşadıkları onun barışçıl tutumunu değiştirdi. (Tutumunun değişmesinde etkili olan şeyler; Paris’in Almanlar tarafından işgal edilmesi ve komünist gazeteci Gabriel Péri’nin idamına tanıklık etmesidir.)

Daha sonra ailesi ve dergi ekibiyle beraber Bordeaux’a giderek “Yabancı” ile “Sisifos Söylencesi” adlı kitaplarını bitirdi. Yabancı, bazıları tarafından olumsuz şekilde eleştirilirken bazıları tarafından övgülerle karşılandı. Ayrıca bu eseri Camus’un varoluşçu olduğu düşüncesini doğurdu. Fakat Camus bunu şu sözleriyle inkar etti:

          “ Hayır,ben bir varoluşçu değilim. Sartre ile isimlerimizin yan yana anılmasına hep şaştık. Sartre ve ben kitaplarımızı birbirimizle tanışmadan önce yayımladık. Birbirinizi tanıdığımızda ise ne kadar farklı olduğumuzu anladık. Sartre bir varoluşçudur, benim yayımladığım tek fikir kitabı ‘Sisifos Söyleni’dir ve sözde varoluşçu filozoflara karşı doğrultulmuştur. “

 


Sartre, Beauvoir gibi isimlerle burada buluştu. Fakat Sartre ile olan arkadaşlığı, kendisi komünizm karşıtı olduğu için fazla sürmedi.

1947’de en ünlü eserlerinden biri olan Veba’yı yazdı. 1949’da ise Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanmasında etkili olduğu düşünülen “Les Justes” isimli beş perdelik tiyatro oyununu kaleme aldı. Teknik ve akademik anlamda bir felsefeci sayılmayan Camus, gene de önemli felsefi görüşler ortaya koydu. İnsanın dünya içindeki konumuna anlam ve eylem açısından baktı. Kişinin toplumla ve tarihle ilişkisini “yalnızlık” ve “dayanışma” kavramları yoluyla irdeledi. Düşünsel gelişmesi iki dönemde gerçekleşen Camus, “saçma” kavramı üzerinde durduğu birinci dönemde intihar, “başkaldırı” üzerinde durduğu ikinci dönemde cinayet olgusunu ele aldı.

          “İnsanın her gün yaptığı en iyi şey intihar etmemeye karar vermektir.”

4 Ocak 1960’ta gerçekleşen bir araba kazasında hayata gözlerini yumdu. Camus’un paltosunun cebinden kullanılmamış bir tren bileti çıkması, onun son anda karar değiştirerek arabayla yolculuk yapmayı tercih ettiği yönünde bir fikir oluşturdu. Kaza mahallînde bulunan, Camus’un otobiyografi niteliğindeki notları, kızı Catherine tarafından “’Le Premier Homme (İlk Adam)” ismiyle yayımlandı.

Romancı, tiyatro yazarı ve düşünür olarak yalnızca kendi ülkesinde değil tüm dünyada tanınan bir isim haline gelen Camus, kendi kuşağının sözcüsü ve sonraki kuşakların da yol göstericisi oldu. Bugün, Lourmain’de uyuyor.

Paylaş
Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın