Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Bir Ölünün Ayak İzlerinde Seksen Dört Yıl

     Sürrealist bir ressam olan Salvador Dali, 11 Mayıs 1904 tarihinde, İspanya’da dünyaya geldi. Tam adı Salvador Domingo Felipe Jacinto Dalí i Domènech’tir. Babası Salvador Dalí i Cusí ile annesi Felipa Domenech Ferres’in bir çocukları doğdu, fakat Dali’nin doğumundan 9 ay önce öldü. Ailenin ikinci çocuğu olarak dünyaya gelen Dali, bu olayı çok yoğun bir şekilde hissetti. İlk çocuklarının çok küçük yaşta kaybedilmesini bir türlü kabullenemeyen aile, Dali’nin yanında sürekli ondan bahsediyor ve sık sık mezarlık ziyaretine gidiyorlardı. Bu durum zamanla Dali’nin kişiliğini sorgulamasına, sürekli hayatlarında olan ölmüş abisinin gölgesini hissetmesine sebep oldu. Dali ilerleyen yıllarda, çocukken yaşadığı bu psikolojik ruh halini şu sözleriyle anlattı;

“Doğar doğmaz tapınılan bir ölünün ayak izlerinden yürümeye başladım. Beni severken hala onu seviyorlardı aslında. Belki de benden çok onu… Babamın sevgisinin bu sınırları yaşamımın ilk günlerinde itibaren çok büyük bir yara oldu benim için.”

Dali’nin küçük yaşta yaşadığı, belki de travma olarak nitelendireceğimiz bu durum, onun karakterinin şekillenmesinde etken oldu. Sürekli ölen abisinin yasını tutan ebeveynlerinin dikkatini çekebilmek için yapmadığı şey kalmıyordu. Histerik davranışlar, teatral hareketler bunlardan sadece bazılarıydı.

Savaşın Yüzü, 1940

        Oğlunun resme yeteneği olduğunu fark eden annesi, on yaşındayken bir resim okuluna yazdırdı. On beş yaşına geldiğinde ise ilk resim sergisini açtı. 1921 yılında annesini kaybedince, ertesi yıl Madrid’e taşınarak eğitimine buradaki bir okulda devam etti. Eserlerini dadaizm ve kübizm tarzında veren Dali, o dönem bu teknikler Madrid’de yaygın olmadığı için, sanat camiasında hemen dikkat çekti. Katıldığı anarşist eylemler nedeniyle bir süre tutuklanarak hapis yatan Dali, serbest kaldıktan sonra okula tekrar döndü.

1929 yılında ona şöhret kazandıracak olan, “Bir Endülüs Köpeği” adlı kısa filmini çekti. O yıl yeniden Paris’e giden Dali, sürrealist akımın önde gelen sanatçılarından André Breton ve Paul Éluard ile tanıştı. Ancak bu tanışmanın yanında bir de ilerleyen yıllarda Dali’nin hayatını birleştireceği, Éluard’ın karısı Gala yer alıyordu. Tanıştıkları ilk andan itibaren birbirlerinin ilgisini çeken ve tutkulu bir aşk yaşamaya başlayan ikili, 1934 yılında evlendi.

1936 yılında Londra Uluslararası Sürrealist Sergisi’nde yaptığı konuşmaya; dalgıç tulumu giyip, elinde bilardo ıstakası tutarak çıktı. Dali bu davranışıyla, hayatı boyunca sadece sanatıyla değil enteresan kişiliğiyle de dikkatleri üzerinde topladığını göstermiş oldu.

II. Dünya Savaşı’nın etkisinin yoğun olduğu bir zamanda eşi Gala ile birlikte ABD’ye taşındı. Burada ünlü animasyoncu Walt Disney ile birlikte Destino adındaki çizgi filmi yaptı. 1949 yılında memleketi Katolanya’ya yerleşti. Tüm bu olaylar olurken eşi Gala, onun hep yanındaydı. Tanıştıkları ilk günden itibaren hayat kaynağı, arkadaş, dost, model ve ilham perisi olan Gala, Dali için vazgeçilmez bir kadındı. Bundan sonraki dönemlerde eserlerinde DNA, atomik çözünme, hiperküp gibi modern bilimin bazı kavramları yer almaya başladı. Hiroşima’da gerçekleşen nükleer faciadan oldukça etkilenen ünlü ressam, “Nükleer Mistisizm” adını verdiği bu dönemde; tuvale boya fırlatma, optik yanılgılar ve hologram gibi teknikleri deniyordu.

 Galatea Gökyüzünde, 1952

       Resimlerinde sürrealizm, dadaizm, kübizm, modernizm gibi akımları kullanan Dali, ressam kimliğinin yanında; heykeltıraşlık, filmcilik ve fotoğrafçılıkla da ilgileniyordu. İlgilendiği bir diğer konu ise bilimdi. Dali özellikle Hiroşima faciasından sonra bilime ve DNA’nın yapısına merak sardı. Ondan sonraki sanat hayatı boyunca, DNA konusu Dali’nin sanatının ana parçası haline geldi.

Dali, 1962 yılında Barcelona sel felaketinde hayatını kaybeden binlerce kişinin anısına bir tablo yaptı. 3 X 3,5 metre boyutunda olan ve “Galacidalacidezoksiribonükleikasid” adını verdiği tabloda bilim ile dini bir arada anlattı. Okunuşu oldukça zor olan tablonun hece hece anlamı ise şu şekilde;

Gala: Hayatının aşkı, eşi
El Cid: 11. yüzyılda Berberilere karşı savaşmış İspanyol kahraman
Ala: Allah’ın kısaltılmış hali
Deoksiribonükleikasid: DNA’nın açık halidir.

       DNA’nın yapısını karısı Gala ile olan ilişkisine benzeten Dali bunu;

“Tıpkı Gala ve benim gibi birbirine tam uyan bu iki yarı, hiç şaşmadan bir açılıp bir kapanıyor. Hayat, deoksiribonükleik asidin mutlak kuralına dayanıyor, kalıtıma o karar veriyor.”
sözleriyle anlattı. Ünlü ismin bilime merakı sadece moleküler konularda değildi. Matematik ve fizik konularına da büyük ilgisi vardı. Hatta 23 Ocak 1989’da hayata veda ettiğinde, hasta yatağının yanında Erwin Schrödinger ve Stephen Hawking gibi bilim insanlarının kitapları bulunuyordu.

Salvador Dali döneminde zevksiz bir soytarı, dine saygısı olmayan bir insan olarak nitelendirilse de eserleri şu an dünyanın en önemli yapıtları arasında yer almaktadır. Dali’nin çoğu Figueres’deki Dalí Tiyatrosu ve Müzesi’nde yer alan 1500 tablosu bulunmaktadır. Tablolarının haricinde heykelleri, taş baskı eserleri ve kitap illüstrasyonları bulunmaktadır. Dali’nin bilinen tabloları arasında; Belleğin Azmi, Yanan Zürafa, Çarmıha Gerilme, Picasso Portresi, Atomik Leda, Haşlanmış Fasulyeli Yumuşak Yapı, Yeni İnsanın Doğuşunu İzleyen Jeopolitik Çocuk, Uzay Fili, Büyük Mastürbatör, Galacidalacidezoksiribonükleikasid, St. Anthony’nin Baştan Çıkışı, Camdan Bakan Kadın ve Kendi Namusu Tarafından Arkadan Tecavüze Uğrayan Genç Bakire yer almaktadır. Birkaç tablosunu sizinle paylaşalım:

Belleğin Azmi (Eriyen Saatler)

Orijinal adı Katalanca’da La persistència de la memòria olan Belleğin Azmi tablosu, Eriyen Saatler olarak da bilinmektedir. Dali’nin 1931 yılında, yağlıboya olarak yaptığı tablonun gerçek boyutu 24 X 33 cm’dir. Şu an New York’taki National Museum of Art’ta sergilenen tablo gerçeküstücülük akımıyla yapılmıştır. Tablonun konusu ise; yumuşaklık ve sertlik anlayışının ön planda olduğu cep saatleridir. Tablonun ortasında bir insan figürü yer almaktadır. Dali’nin farklı tablolarında da yer verdiği bu figürle, kendini tasvir ettiği düşünülmektedir. Sol tarafta üzeri karıncalarla kaplı turuncu bir saat yer alır. Dali’nin bu ayrıntıyla, kadın üreme organlarını ve ölümü simgelediği şeklinde yorum yapılmaktadır.

Yanan Zürafa

 1937 yılında yapılan ve gerçeküstücülük akımıyla resmedilen tablo, şu anda Kunstmuseum Basel’de sergilenmektedir. Tabloda iki tane kadın figürü vardır. Arka tarafta yer alan kadının, sırt kısmı iskeletlerle desteklenmiştir. Dali bu detayla toplumun hatalarına ve zayıf bakış açılarına ışık tutmak istemiştir. Yanan zürafa ise Dali’nin yine savaş önsezilerinin bir göstergesidir. Tablo hakkında yapılan bir diğer yorum ise; bu kadınların savaşı haber veren ölüm melekleri olduğu yönünde.

Paylaş
Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın