Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Deliler Evinden Sanrılar – İkinci gün: San

          Sen yarım bir delisin, herkesteki gözlerin hiç kimseye bakmıyor. Bulut bulut parmakların var, kar kar olup tane tane yağıyor.

          Burada kör nişancının sözleri sefillerin kulak arkasında uyuyor. Burada karanlık, burada teni soyulmuş elmaların kopuk saplarından gök kopuyor. Burada yol. Yol benim. Burada ayak. Ayak benim.

          Gidemediği her yerde olan sessin, çalamadığı her kapıda bekleyen eller gibi titrerken. Kafasının üzerinde yürüyenler adımlarını taşır.

          Haritayı yakmazsan sana dünya olamam. Yokum, desem ki pusulalara takılı ırmak düğmelerinin teli kopar. Bana ak, bana dol. Burası var, diyeceğim güneş tutulunca camlara.

          Sandalyeler hep Kıbrıs, bölünmez yalnızlığa. Oysa ben sanmıştım ki ruhumda dallanan ağaçların dallarına avuçlarından güvercin toplayan şimşekler düşer. Yürümek ne güzel şey kendime.

          Sanmak bir inanmaktır düşüncemden geçenlere.

          Sanmak bir düşmekteki merhamet.

          Anlamasan da san düşündüklerimi düşündükçe. Tanrını sev, tanrını koru bildiklerini bildikçe. Sözlükler yazsın Havva annen Ademe. Öğren kara tahtada silgiler ışıklara dönünce.

          Bir kubbe göğüs ateş ve sinek uzun uzadıya merhamet belki ellerimde çakallar annemin hazırladığı kapı kolunun altında sineği binmiş mi hiç kimse kimseyi bilmedikçe ayaklarımda kurbağalar yarasını kaşıyan demir pası karyolada uyuyan yatak örtüsünde ilaçtan dökülen zincir kaplı kolumda tüylerin adı gel tavandan örümcek kollu aklımı tutan ayakları masamın üzerinde gezen sokakların ışıkları kırılmış kenarları

          Beni san. Anlarsan tanıyamazsın.

Yazar:

1995 yılında dünyaya kabul etmiş beni devlet. O günden beri doğmaya çalışıyorum. Islak bir şehrin toprağından yaratılmışım. Ne çamur olup eline bulaştım kimsenin ne de kuruyup puta döndüm. Siz ne kadar varsanız ben de o kadar varım. Kanuna göre halkım kendime kadar hükümdarım.

Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın