Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Geçmişten Gelen | Öykü

          Hatırlıyorum, zaten unutmam için Alzheimer olmam gerek. Fırtınalı bir kış gecesiydi. O kadar ki, karşı komşunun çatısından savrulan parçaları, mutfak penceresinden endişe dolu gözlerle izliyorduk. O zamanlar doğalgaz peteklerini, arada bir sokağımıza uğrayan çingenelerin müzik aleti sandığımızdan, bütün odaların eşit sıcaklıkta olduğu evlerden bihaberdik ve usul usul yanıyordu sobamız. Annemin serdiği yer yatağında uzanmış, babamın zehirlenmemizden korktuğu için kömür yerine birkaç kalın odun parçası attığı sobanın alevini, odanın tavanında seyrediyordum. Daha alınalı birkaç hafta olmuş ikinci el telefonumdan kısık sesle dinlediğim şarkıların tınısı hala kulaklarımda sevgilim. Biraz heyecandan, biraz da rüzgârın uğultusundan korktuğumdan olsa gerek, uyuyamadığım onca gece hep senin geleceğin günü düşlediğimi sanmak ne kadar harikulade bir şey bilemezsin.

          Küçüktüm yine. Banyo kazanını kızdırana kadar mutfakta bekletirdi annem beni, yarı çıplak. Sonra seslenirdi banyonun istediği sıcaklığa ulaştığını düşündüğünde. Birkaç metre mesafeyi koşarak alsam bile üşürdüm, hatırlıyorum. Zaten dedim ya, unutmam için alzheimer olmam gerek. Tenime bir sürü iğne batıyormuşçasına, koşarken hamamdan farksız olan banyoya, sanki senin kollarına koştuğumu sanmak ne kadar harikulade bir şey bilemezsin.

          Bu hatıralarda anlattığım çocuğa oranla büyümüştüm biraz daha. Ortaokul yıllarımın tam ortasıydı sevgilim. Yine havanın erken karardığı bir kış günüydü hiç unutmam. Bak yine söylüyorum, zaten unutmam için alzheimer olmam gerek. Öğlenciydim. Yani öyle zannediyorum ki son derse girmeden önce, her yanı bacalardan tüten dumanın kokusuyla bezenmiş o yoksul mahallem çoktan karanlığa bürünüyordu. Son dersti. Elektrikler kesildi. Her yanı, hayatta kaybetmeye alışmış insanların birbirini hor görmemesinden doğan gerçek huzurla donanmış o yoksul mahallemle birlikte, sınıfım da karanlığa bürünmüştü. Erken çıkmıştık mecburen. O gün, her taraf aydınlıkken bile yürümeye korktuğum sokakların karanlığına sığınmış bir şekilde, ellerim cebimde, ağırdan alırken hayatı; bir gün benim olacak sevgilinin omzunda uyumanın verdiği huzuru hissettiğimi sanmak ne kadar harikulade bir şeydi, bilemezsin.

          Bilemezsin nedir hayat ve nedir benim pencerelerimi süsleyen çiçeklerin rengi.
          Bilemezsin mevzu sen iken;
          Aşk nedir? Nedir sevgi?
          Düşünme hiç
          Düşünme hiç
          Hiç düşünme sevgili.

Etiketler
Paylaş
Latest comments
  • Kaybetmeye alışmış olmak ve huzur nasıl aynı cümlede var olabilir ? Kaybetmeye alışık olmak biraz kolaya kacmak olmuyor mu ?

    • Eğer bireysel anlamda düşünürsek söylediğin şey doğru olabilir. Ama cümle şu; ‘…kaybetmeye alışmış insanların birbirini hor görmemesinden doğan gerçek huzur…’. Bazen elde edemediğin şeylerin hüznü seni öyle yorar ki, sadece onu değil onu sana hatırlatanlardan da uzaklaşmak istersin. Bu da sana huzur verir. Aslında o kısımda bahsettiğim şey tam olarak bu. Ne kadar pişman olsan da, ne kadar özlesen de.

  • Özlüyorum. Kayıp giden bizi özlüyorum . Kendimi, eski beni ve eski seni özlüyorum. Ama artık çok geç. Tamiri olmaz kalbimin. Dediğin gibi sadece elde edememenin vermiş olduğu hüzün değil aslında .. Bir daha eskiye dönemeyecek olmanın verdiği huzursuzluk..

Yorum Yazın