Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

İç İçe Geçmiş Aynalar

Dönüşüm, bir sabah aniden böceğe dönüşen Gregor’un hayatı üzerinden iktidara ve iktidarın yarattığı “düzene”, düzenin yol açtığı içsel bunalıma ve yabancılaşmaya vurgu yapar.

Cesur Yeni Dünya, Huxley’in daha 1930’larda öngördüğü ve 2000’li yıllarda bile insanda hayret duygusu oluşturarak kendini okutmaya devam edebilen bir distopya. 2500’lü yıllarda hüküm süren baskıcı bir devlet ve mağdur edilen kitleler anlatılır. Huxley’in gelecek öngörüsünde; bireyselliğin yok edildiği, ailenin, dinin, edebiyatın ve sanatın olmadığı bir düzen fikri kendisini gösterir.

George Orwell tarafından kaleme alınan 1984; yalnızca baskı ve zulümden beslenen devletin, bireyi hangi yollarla kontrol altında tuttuğunu, aşağıladığını ve nasıl birer korkağa dönüştürdüğünü konu edinir.

Bu üç eser hakkında biraz bilgi sahibi olduğumuzda dahi anlıyoruz ki vurgulanmak istenen esas mesele, bireyin kendisine ve kendinden geriye kalan her şeye ne denli yabancı olduğu. Özellikle “Cesur Yeni Dünya” ve “1984”te karşımıza aynı şekilde karakterize edilmeye şartlanmış insanlar çıkıyor; sanat, edebiyat, felsefeden yoksun; düşünüyor ve düşünebiliyor olmanın ayırt edici yönünden mahkum robotlar… Evet, robotlar çünkü ne farkı kalır ki sorgulamayan insanın kurgulanmış bir makineden? Mutluluğun yalnız başkaları tarafından belirlenmiş bu düzende mümkün olduğunu sanan – ki zaten buna şartlanan – beden, sırf nefes alıyor diye, hissedenle bir olur mu?

Huxley’in deyimiyle biz “ayrı bölge insanları” doğduğumuz andan itibaren güdülenmeye başlarız. Hissederiz, bağ kurarız, anlam ararız. Biliriz ki bunlar bizi biz yapanlardır. Bu envai çeşit his dünyası içerisinde Samsa gibi hayatını ailesinin istekleri doğrultusunda belirleyenlere, “Fahrenheit 451″in baş karakteri Guy Montag gibi işini sorgulamadan yapanlara öyle sık rastlarız ki… Çünkü o büyük güç bizi belirler, bu belirlenim içerisinde bir sınır da biz çizeriz. Benzerliklerimiz ne kadar az ise o kadar itilmiş ve silik oluruz. Sistemin ihtiyaçlarına cevap verdiğimiz sürece sivriliriz.

Aslına bakacak olursak bir şişede üretilmesek de ne acıdır ki bir şişenin içerisinde yaşamaya çalışıyoruz, kendi şansını yaratanları tenzih ederek söylüyorum ki nasıl bir yaşam süre(bile)ceğimiz, bu yaşamda nerelerde bulunacağımız az çok dünyaya geldiğimiz andan itibaren belirlenmeye başlıyor; birileri sınırları çiziyor, bizler de soluğumuz yetene dek o çevrelenmişlikte durmadan koşuyoruz.

Peki seçme imkanı olsaydı Gregor; kahramanlığa, yüceliğe ihtiyaç duymadan, onun el bile süremediği şeylere sahip olanlara özenmeden, içinde bulunduğu durum ne olursa olsun onu kabul ederek ve bundan herhangi bir üzüntü duymadan yaşamak, bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında kendini yatağında bir böceğe dönüşmüş olarak bulmak yerine, o sabah bunaltıcı düşlerden sıyrılmak için birkaç gram “soma” almak ve bir tatile çıkmak istemez miydi? Kim bilir…

Sevgili “Vahşiler!”
Madem gerçeğimiz bu dünya ve bizi her istediğimizde Hawaii tatiline çıkaracak bir somamız yok; iç içe geçmiş aynalar içerisinde kendi yansımanızı bulun, onu her şeyden ayrı tutun ve özenle saklayın… Birey olmayı başarabilin, bu da sizin somanız olsun.

Paylaş
Latest comment
  • Tek kelimeyle mükemmel ☄☄

Yorum Yazın