Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Kadim Bir Zorunluluk: Değişim

Değişim… Hayatın kendisi, bir nevi olmazsa olmazı. Günümüzün klişe bir cümlesi belki, evet, ama değişmeyen tek şey değişimin kendisi. Gerçekten öyle de olmalı. Buna karşı koymak, koymaya çalışmak boşuna çaba. Aynı nehirde bile iki kez yıkanamadığımızı söyleyen Herakleitos, çözmüş belki de işi. Değişeceğiz, devineceğiz, yıkılacağız, yanacağız. Yeni bir biz, yeni bir insan olacağız. “Hamdım, piştim, yandım.” diyen Mevlana, özümüzü bulmanın evrelerini anlatırken bize, acılı da olsa sonucun güzel olacağını fısıldıyordu belki kulağımıza. Pişmek, uzun süreli bir değişimin sonucu belki ama an be an değişiyoruz aslında. Kurduğumuz her cümlede, tanıştığımız her yeni insanda, dinlediğimiz her seste biz bize ekleniyoruz ve artık bir önceki andaki biz olmamış oluyoruz. İnsanların birbirini kırmaması gerektiğini bu gerekçeyle açıklamak da mümkün Hartshorne’a göre. Çünkü sen, beni kırdıysan ne ben sen beni kırmadan önceki benim ne de sen beni kırmadan önceki sen. Haklı olarak da bu duruma karşılık vermenin rasyonel bir davranış olmayacağı aşikâr boyutuna ulaşıyor.

Tutkularının esiri olan, bedensel değişime karşı çıkan Dorian Gray ruhunu iki kat kirleterek, dönüştürerek bununla lanetlenmedi mi? Anlamadı mı sonunda değişime karşı çıkmanın bir de bedeli olacağını? Ya da Gregor Samsa’nın dönüşümü, ruhundaki değişimin bir yansıması olarak anlatılmıyor mu bize bir metaforla? Kabullendiğinde bu durumu aslında rahatlamıyor mu içten içe?

Değişim, insanla beraber var olan bir durum. Belki değişime direnmek de. Aslında direnirken de değişmiş olmak da apayrı bir paradoks. Üzerine düşünsek de düşünmesek de insan değişir, toplum değişir, dünya değişir, mevsimler, aylar, yıllar değişir. Kavramların bile yıllar içinde değiştiği gözle görülür. Değişmeyen iki şeyin var olduğunu söyleyebiliriz belki. Doğum ve ölüm. Onun arasında, dışında kalan her şey maruz kalır bu duruma.

Değişime olumsuz veya olumlu bakmak belki içinde bulunulan durumla da alakalıdır. Gün gelir insan güzelliklerin açılan kapısı ile karşılaşır, gün gelir zorluklarla yoğrulur. Olan her şeyin en güzel haliyle var olduğu veya var olacağı teslimiyetiyle, fakat rüzgârda savrulan bir yaprak olmadığının bilinciyle davranmak bir nebze de olsa huzuru bulmamıza yardımcı olur.

Paylaş
Yazar:

Güneşli bir 10 Kasım günü İstanbul' da fâni dünyaya adım atmış bir beşer. İşletme mezunu, Gazi Felsefe , aynı zamanda Açıköğretim Aşçılık öğrencisi (her ne kadar şu aralar askıya almış olsa da) Kendi çapında yazmaya çalışan bir sinema sever.

Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın