Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Kısa Bir An ve Sonra Hiç | Öykü

          Öylece. Haklılıkla oturuyordu olduğu yere. Sanki zincirle bağlanmış gibiydi. Haksızlıkla bir şekilde baş edebilen insan, konu haklılık olunca ne yapacağını bilmemekte ısrarcıydı. Haklı olmanın en büyük zorluğu da buydu belli ki. Üstelik haklı olmak bir şeyleri değiştirmeye de yetmiyordu. Duyduğu cümleler sanki beynine ulaşamadan anlamını yitiriyordu. Göğüs kafesi hızlanarak sarsılıyor, ağzı kuruyordu. Nabzı, saymak için matematiğinin yetmeyeceği kadar hızlı değişiyordu. Aklına yatağın içinde binbir güçlükle de olsa doğrulamayan bir böcek geldi nedense. Bedeni ve aklı arasında ortak bir bağ bulmak her geçen dakika daha da zorlaşıyordu.

          Hızla bedenini kontrol ediyor, her şeyin yerli yerinde olduğundan iyice emin olmak istiyordu. Olduğu yerde ne kadar süredir yığılı kaldığını bilmemenin iç sıkıntısıyla uyuşan kolunun üzerinden kalktı. Eşyalar her zamanki yerlerinde, düzen içerisinde duruyorlardı. Biraz doğrulduğunda mutfakta olduğunu anımsadı. Çünkü biliyordu ki mutfak, bir evin kara kutusu gibiydi. Ne zaman bir şeyleri bilemese gelip mutfakta saatlerce otururdu. Hava karanlık olduğunda ise balkonda otururdu. Mumu her zaman cam bir şamdan içerisinde ve fitili hiç ateşlenmemiş olurdu. Ateşlediği her fitil bitene kadar beklerdi ki hiçbir şey yarım kalmasın. Hiçbir şeyi yarım bırakmayan kendisiyken her şey onu yarım bırakmıştı bile çoktan. ”Dünya hassas kalpler için bir cehennemdir.” diyen Goethe’nin haklı çıkışına bir kere daha hayran kaldı. Keşke her şeyden bu kadar çabuk etkilenen bir kalbi olmasaydı. Belki o zaman duydukları karşısında bu kadar yıkılmazdı.Güçlü olmayı öğrenmesi gerekiyordu. Bunun için canı yanacaksa en âlâsıyla yanmalıydı. En azından bir kere yanar ve sonra güçlü olmayı öğrenirdi.

          Birkaç saat öncesine kadar dünyanın en güçlü insanı olduğuna inanıyordu. Dünya yansa her şeye kafa tutabilecek güçteydi. Sevgi, yeryüzünün en büyük gücüydü. Bunu iliklerine kadar hissediyordu. İnsan sevilmenin gücünü kendi bedeninde hissettiğinde yorulmuyor, uykusu gelmiyor, acıkmıyor, hatta acı bile çekmiyordu. Descartes’ın ”Şüphe etmediğim tek şey şüphe ediyor oluşum.” sözünü yıkıp geçiyor, var gücüyle tek bir şeye inanıyordu:

          Yeryüzünde bir sevgi insana her şeyi yaptırabilirdi bir de sevgisizlik.

          Bunca yıl sevgi yaptırmıştı ona her şeyi. Şimdi ise sevgisizlik yaptıracaktı. İnandığı her şeyin çöküşünü izliyordu.

          Daha fazla düşünmeden derin bir nefes aldı ve bıraktı kendini her zaman oturduğu balkondan. Saliseler saniyelere karıştıkça yavaş yavaş hafiflediğini hissediyordu.

          Kısa bir an ve sonra hiç.

Etiketler
Paylaş
Yazar:

Ankara Gazi Üniversitesi son sınıfa gelmiş,felsefe okurken kendini ve dünyayı keşfetmeye niyetlenerek kelimelerin büyülü dünyasına dalmış,aklıyla değil kalbiyle düşünmüş,kendi ütopyasını kurmuş,İkinci Yenicilerin kelimelerinde kendini bulmuş,Küçük Prens'e ve o geminin bir gün geleceğine bütün kalbiyle inanmış,sonbahar saçlı bir kızın mecalinin yettiğince içindekileri anlatışı...

Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın