Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Ömer Hayyam

En çok da rubaileri ile bilinen, 11. yüzyılda yaşamış İranlı şair Ömer Hayyam aynı zamanda matematikçi, filozof ve gökbilimcidir. Cebir ve geometri alanlarında da eserleri olan Hayyam, hiperbolik cebir denklemlerinin geometrik ispatını yapan, binom açılımını kullanan ilk bilim adamıdır. Bilinmeyen sayının, x’ in mucididir. Pascal’a atfedilen üçgeni, ondan beş yüz yıl önce bulduğu rivayet edilir. Günümüzde kullanılan Miladi takvimden çok daha az hata payı olan Celali takvimini hazırlamıştır.

Edward Fitzgerald, Hayyam’ın rubailerini İngilizceye kazandırmış, bu sayede birçok Avrupa ülkesinde de tanınmasını sağlamıştır. Ömer Hayyam Kulübü, 19. yüzyılda seçkinlerin toplandığı bir edebiyat kulübü olarak var olmuştur ve hala aktif biçimde Londra’da mevcudiyetini sürdürmektedir.

Hayyam, vefatından sonra dinsiz ilan edilmiştir ve eserlerinin bir kısmı da yok edilmiştir, bu boşluk da günümüzde doğru veya yanlış birçok bilginin anlatılmasına sebep olmuştur. Hakkında yazılmış olan, en bilinen iki kitabın yazarlarının da boşlukları kendi hayal güçleri ile doldurmaları bu durumu kuvvetlendirmiştir. Örneğin; Hasan Sabbah ve Nizamülmülk ile Nişabur’ da beraber eğitim gördükleri bir efsanedir. Ona ait olmayan birçok rubai de kendisine isnat edilmiştir. Hayyam; Tanrı, insan, dünya hayatı, öbür dünya, inanç, devlet, toplum ile ilgilenmiş; insan aklını her şeyin ölçüsü kabul ederek, kendi aklıyla bütün bunları yeniden tanımlamıştır. Akli yaklaşımlarının sonucu olarak da çağını aşmış ve evrenselliğe ulaşmıştır.

Fazıl Say’ın bestesini yaptığı “İlk Şarkılar” albümünde yer alan, Serenad Bağcan’ın yorumladığı Hayyam’ın bu sözleri üzerine söylenebilecek çok fazla şey vardır. Amacımız ne Hayyam’ı yüceltmek ne de dini açıdan aklamak,aslında bunları söylemek istiyordu demek. Sadece tarafsız bir bakış açısıyla felsefesine naçizane göz atmaktır.

Akılla bir konuşmam oldu dün gece;

Sana soracaklarım var, dedim;

Sen ki her bilginin temelisin,

Bana yol göstermelisin.

Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?

Birkaç yıl daha katlan, dedi.

Nedir; dedim bu yaşamak?

Bir düş, dedi; birkaç görüntü.

Evi barkı olmak nedir? Dedim;

Biraz keyfetmek için

Yıllar yılı dert çekmek, dedi.

Bu zorbalar ne biçim adamlar dedim;

Kurt, köpek, çakal makal, dedi.

Ne dersin bu adamlara, dedim;

Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.

Benim bu deli gönlüm, dedim;

Ne zaman akıllanacak?

Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.

Hayyam’ın bu sözlerine ne dersin, dedim:

Dizmiş alt alta sözleri,

Hoşbeş etmiş derim, dedi.

 

Epistemoloji, ontoloji, aksiyoloji ve mantık alanlarının hepsini bulabildiğimiz bu konuşma bir nevi Ömer Hayyam felsefesinin özetidir. Her şeyin temeline aklı koyan Hayyam, bilginin temeline de aklı koymuştur. Bu yüzden cevabını aradığı bütün soruları ona yönelterek işe başlamıştır. Yaşamın fâniliğini, ölümün kaçınılmazlığını gözler önüne serer. Hayyam’a göre önemli olan anı yaşamaktır. Aklın ilkelerine göre hareket etmek, geçici tutkulardan arınmak insanı mutluluğa götürür. Yaşamın amacının mutluluk olduğunu, bu yüzden fâni dünyanın geçici varlıkları için bir ömrü feda etmenin, yıllar yılı dert çekmenin rasyonel olmadığı gibi bize mutluluğu da getirmeyeceğini söyler. Zaten aklın değil de tutkuların hâkim olması insanı bilinçsiz bir varlık haline getirir. Bu durum da insan varlığını düşünme eylemine bağlayan Hayyam için istenmeyen bir hâldir.

Hiçbir şeyi sorgulamayan, körü körüne her şeyi kabul eden ve bunları diğer insanlara da kabul ettirmeye, herkesi tek bir kalıba sokmaya çalışan; kabul etmeyenleri dışlayan insanların zorbalığından dem vuran Hayyam ömrü boyunca bu kişilere karşı tavır sergilemiştir. Birçok rubaisinde de bu duruma rastlanır.

“Ben olmayınca bu güller yok

Ben olmayınca bu serviler yok

Kızıl kızıl dudaklar yok

Misk kokulu şaraplar yok

Sabahlar, akşamlar yok

Sevinçler, tasalar yok

Ben düşündükçe var dünya

Ben yok, o da yok”

 

Son bölüme eklenen belki de en çok bilinen rubailerinden olan bu kısımda Berkeley’den 500 yıl önce Berkeley’in “var olmak algılanmış olmaktır” önermesine benzer bir anlayış tarzını benimsemiş olduğu söylenebilir. Yani ben düşündüğüm, ben algıladığım için bütün bunlar var. Benim algımın dışındayken varlıkları söz konusu değildir. Hayyam’a göre de kişi var olduğu sürece diğer nesneler ve evren var olur. Kişinin varlığı ortadan kalkınca bunların hepsi yok olur. Düşünülmeyen bir şeyin varlığı da söz konusu olamaz.

Ezcümle; birçok alanda fikirleri yer alan Ömer Hayyam’ın, bireysel değerlerin ve hayatı boyunca karşı çıktığı ezber cümlelerin dışında, objektif olarak değerlendirilmesi gerekir. Sadece bu konuda değil bütün fikirler doğrultusunda bunu başarabildiğimizde bir zamanlar bu topraklarda felsefe, bilim ve dinin bir arada varlığını sürdürebildiği o altın çağlara geri dönebiliriz.

Paylaş
Yazar:

Güneşli bir 10 Kasım günü İstanbul' da fâni dünyaya adım atmış bir beşer. İşletme mezunu, Gazi Felsefe , aynı zamanda Açıköğretim Aşçılık öğrencisi (her ne kadar şu aralar askıya almış olsa da) Kendi çapında yazmaya çalışan bir sinema sever.

Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın