Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
Ana SayfaAlt Kategori "Öykü"

Öykü Kategorisi

Sevgiyi görsek Tanrı'yı görürdük insanın yüzünde. Tanrı sevgiden ibaretti. Ruhu doğrudan şaşanlar meşrulaşınca her şey gizlendi. Tanrı gücendi yolunu kaybedenlere ve onur bahşetti gizlenen her şeye. Bense bir köşeye çekildim sessizce. Yanıma birileri geldi. Kimdiler, neredeydik, kaç kişiydik? Önemli değil. Onları yazmak istiyorum. Onları unutmak

          Öylece. Haklılıkla oturuyordu olduğu yere. Sanki zincirle bağlanmış gibiydi. Haksızlıkla bir şekilde baş edebilen insan, konu haklılık olunca ne yapacağını bilmemekte ısrarcıydı. Haklı olmanın en büyük zorluğu da buydu belli ki. Üstelik haklı olmak bir şeyleri değiştirmeye de yetmiyordu. Duyduğu cümleler sanki beynine ulaşamadan anlamını

 Nedir zorları bilmem; yaralardan oluk oluk Akan kanlarla yıkanmak mı, Yoksa yeni bir Golgotha yaratmak mı? Macbeth, I, ii, 45-48 i -           Kendimi bütün susuşlardan men edip aflar diliyorum. “af” ne soytarıca bir kelime. Dilime yakışıyor mu, gözlerimdeki arsız bakış, beni ele vermiyor mu? Misliyle kalkacağım ayağa, misliyle kuşanacağım

Uzatmak çoğu insana göre basit bir var olma çabası gibi gelirdi bana. Fazlaca kelime dudaklardan çıkıp havaya karışınca en basit hece hep seyyahları ezerdi, şahsi tecrübemden biliyordum. Ne yalan söyleyeyim böyle olmasına karşılık ne seyahat etmekten vazgeçtim ne de kurşun kalemlerden. Lakin bu kararı Mısırlı

          Hatırlıyorum, zaten unutmam için Alzheimer olmam gerek. Fırtınalı bir kış gecesiydi. O kadar ki, karşı komşunun çatısından savrulan parçaları, mutfak penceresinden endişe dolu gözlerle izliyorduk. O zamanlar doğalgaz peteklerini, arada bir sokağımıza uğrayan çingenelerin müzik aleti sandığımızdan, bütün odaların eşit sıcaklıkta olduğu evlerden bihaberdik ve

          Göğün anlamını çizen şairler öldürüldü. Bir bir fahişe kahkahalarına gömüldüler hem de. Hem de en rezili, aymazı; en kendini bilmezi boğdu bizimkileri. Bizimkiler dediğime bakmayın, hiçbir kente ait, kimseden olamayanlar onlar. Onlar, kendilerine ait bir çoğul eki olduğundan bile bihaber,  suçun ve günahın mor dumanlar

          Hamit’in ne dediğini umursamadığımdan, onu görünce hissettiğim olanca bayağılıktan, yüzünün her kıvrımına kondurduğum binlerce “biliyorum” ve sanadiyecekbirşeyimyok’tan, ne bileyim, belki seni seviyorumdan, ayağa kalkışımdan, küfredişimden, Hamit’e karşı Hamit olamayışımdan, Hamit’te bir Hamit arayışımdan, bir tane daha, ondan içeri, güçlü kararlı ve bu hayatı yaşayabilengillerden; öyküsüzlükten,

          Yürüyordu, sokak sokak, sokağın içinde fakat nedense dışında. Sokak yürüyordu, hem adamın içinde, hem dışında. Bekledi, gözleri al al. İçinde dehşetli bir ağlayış. Saf, hiçbir şeye karışmamış, öfkeye değmemiş, sade ağlamış. Kaçıyor, hırsız mı? Değil, bir çocuk. Ya çocuk hırsızsa? Neyi çalacak bu gariban, kendi

Birilerinin göğsü, birilerine yaslanmıştı. Birilerinin susuşu, birilerine karışmıştı. Onun suçu, bana bulandı. Benim cezam, ona bulandı. Bir çift kalp, çarptı hızlıca, duramadı. Elbet biliriz, elbet. Nefretin adını kim koydu, kim sezdi ilk. Başka duygular da yaşamıştır, yaşadı ki “nefret bu” diye ayırmış. Hatta bu duyguyu o kadar sevmiş ki