Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Talihsizlikler Silsilesinde Kesik Bir Kulak: Vincent Van Gogh

 

Vincent Van Gogh…

30 Mart 1853 tarihinde Hollanda’nın güneyindeki Brabant bölgesinde, Groot-Zundert köyünde dünyaya geldi. Theodoros Van Gogh ile Anna Cornelia Corbentus’un yaşayan ilk çocukları olan Vincent’in, kendisinden sonra bir erkek üç tane de kız kardeşi oldu. Vincent, hem otoriter hem de saygınlığa fazlasıyla önem veren bir anne ve rahip bir baba ile büyüdü. Babasının maaşı çok yüksek olmasa da kilise, ailenin rahat bir yaşam sürmesi için yeteri kadar imkan tanıdı.

Vincent, ilk eğitimini evde annesi ve mürebbiyesinden aldı. Daha sonra 1960 yılında köy okuluna başladı. Dört sene süren köy okulu eğitiminden sonra ise onu mutsuz biri haline getirecek ilk şey yaşandı: Zevenbergen’deki yatılı okula gönderilmesi. Zevenbergen’de kendini çok yalnız ve mutsuz hisseden Gogh, eve dönmek istedi fakat otoriter annesi, onu Tilburg’da başka bir yatılı okula gönderdi. – Bu okulu da yarıda bırakan Vincent, daha sonra bu yıllardan “kasvetli” , “sıkıcı” diye bahsedecek. –

Kafe Terasta Gece, 1883, Arles

          Van Gogh, çocukluğunda resme ilgi duyup buna yönelik çalışmalar yapsa da bu çalışmalar çok kayda değer olmadı. Okulu bırakıp eve dönen Vincent, babasının yönlendirmesiyle sanat simsarlığı* yapmaya ve on altı yaşındayken Goupil’de çalışmaya başladı. 1873’te Goupil Galerisi’nin Londra şubesine atandı. Burada, kiracı olarak kaldığı evin sahibinin kızı olan Ursula Loyer ile tanıştı. O mutsuz çocuk, ilk defa kalbinin attığını hissediyordu. Ursula ile evlenmek istedi fakat reddedildi. Bu sebeple, ilk ruhi bunalımı olan yatılı okul macerasından sonra ikinci bunalımını da selamladı. Londra’da kalamaz oldu. Goupil’in Paris şubesine yeniden döndü. İşvereni ile sürtüşmeler yaşamaya başlayınca buradan tekrar ayrıldı.

Lisan öğretmenliği yaptı, kitapçı dükkanında satıcı, kömür madeninde papaz oldu. Van Gogh’un Borinafe madenlerindeki işçilere yardım için çırpınışı, onlar için katlandıkları ve çektiği güçlükler, işçilerin deyim yerindeyse çağdaş bir İsa olmasına vesile oldu. Fakat kendisi hastaydı ve maddi durumu çok kötüydü. Ruhi dengesi büsbütün bozulmuştu. ( Bu sıralar, onun mistisizm ile içsel mücadele dönemleriydi fakat yaşadıkları onun Tanrı’ya olan inancını kaybettirdi. )

1880 Temmuz’da en sevdiği şeyi, resim çizmeyi, bir zorunluluk haline getirdi ve ressamlığı mesleği yaptı. Brüksel’de anatomi ve perspektif dersleri alırken yaşamını sürdürmek için erkek kardeşi Theo’dan maddi destek almaya başladı.

Theo

          Nisan 1881’de ailesinin yanına döndü. Kate adındaki dul kuzenine aşık oldu. Fakat Kate de Vincent’in teklifini kabul etmedi. Yığılarak devam eden şanssızlıkları onun tekrar şehir değiştirmesine sebep oldu. La Haye’de akrabası ünlü ressam Mouve’dan resim dersleri aldı. Orada bir dönem Christine adlı bir fahişeyle yaşadı. Tekrar ailesinin yanına döndü. Komşularından Margot Begernann adında bir kadınla ilişki yaşayama başladı. Onunla evlenmek isteyen ilk kadın Margot’tu. Fakat bu sefer de aileler evlenmelerine müsaade etmedi. Bunalıma giren bu defa Margot oldu. Kavuşamamalarına dayanamayıp intihara teşebbüs etti. Van Gogh bütünüyle alt üst oldu. Onu bu trajedinin izlerinden kurtaracak olan; kardeşi Theo’ydu. Theo, Vincent’in ona gönderdiği tüm tabloları kendi malı sayacak ve satacak, kazandığı paranın bir kısmını da Vincent’e gönderecekti.

Patates Yiyenler, 1885, Nuenen

          1886 Şubat’ı, Vincent’in birçok Parisli sanatçı ile dostane ilişkiler kurduğu, Japon sanatına hayranlık beslediği dönemin başlangıcı oldu. Eserleri bazı galerilerde sergilenmeye başladı fakat başarı elde edemedi. Theo için işler yolunda gidiyordu. Aralık’ta Johanna Borger ile nişanlanacaktı. Kendi ilişkilerinde mutluluğu bir türlü yakalayamayan Van Gogh’un, bu haber üzerine kulağını kesmesi, kardeşini kıskandığının göstergesi mi bilinmez…

Van Gogh’un kestiği kulağını, Gabrielle isimli hizmetçi kıza “ Bunu dikkatle sakla… “ notuyla gönderdiğine dair söylentiler mevcut.

 

Kulağını kestiği günün ertesi, kan kaybından ölmek üzereyken bulundu ve hastaneye kaldırıldı. Bu hastanede iki hafta yattı. Eve döndüğünde kısa bir süreliğine yeniden çalışmaya başladı fakat krizler tekrar edip duruyordu. Arles halkı onun hastaneden alınmaması için imzalar topladı. Bu baskı yüzünden aralıklarla hastanede yattı. Theo evlendikten sonra akıl hastanesine yatmayı kabul etti. (1889)

1890 Ocak ayında Albert Aurier’in, Vincent’in tablolarını öven bir yazısı yayımlandı. Mart ayında “Kızıl Üzüm Bağı” adlı tablosu Brüksel’de dört bin franka satıldı. Auvers’e gidip inzivaya çekilmek üzere hastaneden ayrıldı.

Kırmızı Üzüm Bağı, 1888

          Paris’e Theo’yu ziyarete gitti. Bu onu son görüşüydü. Hayatını bir türlü yoluna koyamayışı, yalnızlığı, krizleri ve deyim yerindeyse “tutunamayışı” yüzünden 27 Temmuz 1890’da kendini tabancayla vurdu. İki gün daha yaşadı ve bedeni daha fazla mücadele edemedi ve Gogh öldü. Bir yıl sonra ölen Theo ile, bugün Auvers’te yan yana uyuyorlar.

          *Sanat simsarı, sanat eserlerini alıp satan kişi veya firmalardır. Sanatçıların eserlerini varlıklı kişiler veya koleksiyonculara tanıtıp satmaları sonucu bazı sanat simsarları oldukça ünlenmişlerdir. Açık arttırmalar, sanat eserlerinin satışlarında sıkça kullanılan bir yöntemdir.

          Kaynakça

          ressamlar.gen.tr

          Van Gogh, Vincent ( İstanbul, Ocak 2018 ) , Theo’ya Mektuplar, YKY , ( syf 7-10 )

Paylaş
Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın