Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Yarasızlar

          “İnsanlar köleydiler, yetkililer kral…

Kurgunların üstünü topraklar değil çığlıklar örterdi. Üst üste dizilmiş çığlıklar… Dirilmek için ölmekti onlarınkisi. Alamadığı nefesi almak, dikili taşlardan eğrilmiş omurgasını dinlendirmek için ölmekti. İnsanlığı terk etmek için ölmek, insanlar tarafından terk edildiği için ölmek.

İnsanca yaşamak, insan ayrımı yapmadan yaşamak…

Gözyaşlarını, inci tanelerinin sakladığı küçük bir kız çocuğunu; toprağı yalnızca oyun sanan narin bir kalbi, toprağın ağırlığında ezmek… Duyulan çığlıklarına, kirpiklerini ıslatan rahmet tanelerine rağmen… Onun alamadığı her nefes tüm vicdanların boğazını yakıp geçti. Geride sesini dinleten yalnızca boşluk oldu.

Varlığının temelini bilmeyip sorgulamak dahi istemeyenleri, varlığını büyük bir yenilgiye ve zulme dayayanlar yönetir oldu. Fikirlerini altın kafeste sunup düşüncelerine zincir vurmak sonu olmayan bir savaş. Yaşama hakkının yitirildiği yeryüzünde, artık düşünmek yalnızca zulmü destekleyenlerin kaleminden sızar oldu. Ve mürekkebin damlayışı, insanlığın üzerine karanlığın çöküşü oldu.

Önceleri insanları kirleten su şimdi temizleyemez oldu. Çünkü insanın, insan yüzünden elinden kayan her özgürlüğü, bir bir parmak uçlarını kırdı.

Bir köşede açlıktan ölmeyi bekleyen insanları “zavallı” olarak niteleyenler, onların ölümünden asıl mesul olanlar oldu. Seslerini çıkarmadan varlığın yerini alan yokluğa bakmaktan gocunmaz oldu.

İnsanı insan olduğu ölüme terk ettik. Oysa insan olduğu için hayat vermeliydik.

Para en büyük kaygımız olurken en büyük kaybımız gelecek oldu. Kalem tutması gereken eller, eli ekmek tutsun diyerek çocuk işçi yapıldı. Parası olanı eşit kabul etmek yenilgiydi, hem de cezası çok büyük bir yenilgi. Sırf bu yüzden para basamak oldu, çıktıkça yükseği gösteren.

Bir ve bütün olmak değil, ayırmak dışlamak yok etmek en büyük kavga oldu. Silah tüccarları elinde uçurtması olan çocuğa tercih etti zenginliği. (!)

Tüm çığlıkları dindirmek, zincirleri kırmak, bir yeri bakışlarla ısıtmak, yoklukta dahi paylaşabilmek… İşte o zaman insan olduğumuzu hatırlayarak birbirimizi kucaklayacağız. İnandığımız doğruyu hatırlayarak, söylediğimizi uygulamayı bilerek, neden yaratıldığımızı tekrar tekrar hissederek sağlanacak tüm düzen.

İnsanı insan olduğu için sevmek… “Ne olursan ol tövbe et gel!” diyebilecek kadar sevmek. Sızlayan bir yara için gözyaşları akıtacak kadar sevmek.

Ey bu çağa yön verenler,

kulak vermediğiniz o çığlıklar vicdanınızın size seslenişidir. İnsanlık ancak vicdanınızın size fısıldadığı merhametle kurtulacaktır.

Etiketler
Paylaş
Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın