Okumak, tahlil etmek, çıkacak sesi berkitmek.
 

Yas | Öykü

          Göğün anlamını çizen şairler öldürüldü. Bir bir fahişe kahkahalarına gömüldüler hem de. Hem de en rezili, aymazı; en kendini bilmezi boğdu bizimkileri. Bizimkiler dediğime bakmayın, hiçbir kente ait, kimseden olamayanlar onlar. Onlar, kendilerine ait bir çoğul eki olduğundan bile bihaber,  suçun ve günahın mor dumanlar halinde yükseldiği şehirlerde asfaltın dahi kabul etmediği ücralara sığınanlar. Onlar büyük şehirlerden korkanlar, insanların höt demesinden, bel bel bakan mağazalardan, zehir gibi kokan parfümlerden, ölüm sarısı taksilerden tir tir titreyenler, dudaklarını ısıranlar, ellerini hiçbir yere vuramamakla parçalayanlar onlar, onlar sesleri bağıramamakla kısılanlar. Yüzünü kavga etmemekten morartanlar, onlar; ben veya siz değil, onlar bir şeyler diyenler, iyi kötü bir şeyler diyenler, konuşmasalar da yazmasalar da bir şeyler, ne bileyim, ses çıkartanlar değil, dünyaya dair bir şeyler diyenler, bol n’li sözcüklerden korksalar dahi cümleler kuranlar onlar, cümle cümle tanıyanlar dünyayı, cümle cümle hatmedenler; sözgelimi, insanı insan gibi değil de ağzından çıkan ilk heceden son söylediği kelimeye kadar birikmiş kocaman bir cümle olarak görenler, evet efendim susarak konuşanlar onlar.

          Onları, onlarsız tanımlamak ne kadar güçse, göğü de tanımlamak o kadar güç olsa gerek. Dediğim gibi göğü tanımlayan şairler öldürüldü, ne derece maviydi, kuşlar nasıl cıvıldardı, hangi uçaklar nereden nereye göçerdi bilinmez artık. Belki bilinir de, bilemeyişin yarattığı yanılsamayla bilinir, bilemeyişin verdiği küstahlıkla, bilemeyişin verdiği öfkeyle bilinir, kahvelerde palavralara söz konusu olur belki, belki lisede iki üç arkadaş birbirlerine anlatır gerçekmiş gibi bu tanımı. Politikacılar seçim vaatlerinde kullanır, “Gök böyleydi, hatırlayın!” diye gürlerler, bir heyecan duyar televizyonu başında insanlar o vakit; birbirlerine bakarlar, “Sahi,” derler “gök böyle miydi?”

          Bu coşku ülkenin geneline hâkim olur, hava durumları göğe dair bir şeyler anlatır ve pilotların da yüzü güler aylar, yıllar sonra; kadınlar altın günlerinde, oduncular ormanda, işçiler fabrikada, kimileri kravatları içinde coşar da coşar. Bir tek çocuklar inanmaz bu yalana, bir tek çocukların aklına gelir göğe bakmak. Bakınca da bahsi geçilen tanıma dair bir şey göremediklerinden bastırırlar yaygarayı, ağlaya ağlaya inletirler taşı, toprağı, dağı, köyleri ve şehirleri. Hani diyerekten annelerinin eteklerini çekiştirirler. İnim inim inletirler, bir masaldan inletirler, gerçeğe en uzak öykülerde inletirler hem de. Onların ağlamasına engel olamayan büyükler, büyüklüklerinden utanırlar o vakit, korka korka etrafa bakarlar önce, çocukların baktığı yöne doğru, göğe bakarlar sonra; yalana inanmayı tercihlerine bakarlar, yalanlarına bakarlar bir bir, büyümek için vazgeçtikleri gerçeklerden yana bakarlar, bakarlar da bakarlar ve bu yalan böylece unutulup gider.

          Politikacılar seçimleri kaybeder tabii, devlet başsız kalır bir süre, isyanlar çıkar coğrafyalarda, savaş uçakları var olmayan bir gökte kırmızıya boyar yeryüzünü, alevler püskürtür, alevlerden başka yetimlik ve öksüzlük püskürtür, haykırışlar, kopuk kol bacak püskürtür, gürültü püskürtür hevesle de iyi ki şairler görmez bunları, “iyi ki ölmüş zavallılar” diye bir iki kişinin aklına düşer mi de bilinmez, şairleri hatırlayan çıkar mı bu bile bilinmez, var oldukları bile unutulmuştur o zamanlar belki.

          Göğü unutanlar maviyi de unutur tabi. Mavi diye aranılır ansiklopedi ansiklopedi, üniversitelerde maviye dair konferanslar düzenlenir ve mavi o değil budur diye diye de kavgalar edilir. Mavilik üzerine profesörlük verilir hatta, belki mavinin göğe ait olduğu bile unutulur. Aynı şairin ve göğün unutulduğu gibi.

          Evet, efendim; göğün anlamını çizen şairler öldürüldü. Fakat belki onlara dair, hani büyük şehirlerden, bel bel bakan mağazalardan korkanlara dair bir umut da doğar insanların içine. Çekik gözlü ve bıyıklı birileri gelir, gözleriyle bakar tüm karanlığa. Göğün unutuluşuna bakar, ağlar da ağlar. Ağlayışıyla bakar belki, gözlerini bile çevirmez inat ederek, masalara doğru, insanlara doğru bakar. Ama asla göğe bakmaz da küskün küskün sıkılır günlerce, günlerce kendini yer bitirir. Sigarayı sever mi bilinmez, kendini sever mi bu da muamma. Fakat sanırım insanı sever bu adam, yaşamayı da. “Nasıl sarhoşuz,” der. “Nasıl olsa öpüşürüz” der bazen de. Yürür de yürür, otobüs duraklarına geçer. İçindeki sıkkınlık birikir, dayanamaz sonra. Ağlamaklı olur da ağlamaktan korkarak söze girer, ansızın mavilik dolar göğe,
Seni aldım bana ayırdım durma kendini hatırlat
durma kendini hatırlat
Durma göğe bakalım”

Etiketler
Paylaş
Yorum Yapılmamış

Yorum Yazın